Konfor Alanı Klişesi

Son dönemde hemen herkes konfor alanı hakkında konuşuyor. Size konfor alanınızı terk etmenizi tavsiye edenler, hayatın konfor alanının dışında başladığını söyleyenler, konfor alanından ayrılınca dünyanın birdenbire güzel bir yere dönüştüğünde ısrar edenler ve daha nicesi, hakkında konuştukları bu kavramın tam olarak ne olduğunu bilmeden insanlara bir nevi umut satıyor.

Kitabının İngilizce versiyonuna Leaving One’s Comfort Zone (Konfor Alanından Ayrılmak) ismini vermiş biri olarak, sizinle kendi konfor alanı tanımımı paylaşmak istiyorum: Konfor alanı; uzunca bir süre boyunca aynı yerde, aynı insanlarla, aynı şeyleri yapmaktır. Bu bir iş olabilir, bu bir kent olabilir. Bu, süregelen ve değiştirmeyi hiç düşünmediğiniz günlük rutininiz ya da bir türlü noktasını koymayı beceremediğiniz toksik ilişkiniz olabilir. İsmini siz koyun.

Beynimiz, yeni uyarıcılara maruz kalmadığı müddetçe enerji tasarrufu moduna geçiyor. Yani çözülmesi gereken yeni bir problem ya da hakkında araştırma yapılması gereken herhangi yeni bir durum olmadığı sürece kendini geliştirmeyi durduruyor. Önünde yeni sıfatı olan hemen her yer, kişi ve durum ise beynimiz için yeni bir meydan okuma anlamına geliyor. Dolayısıyla yapılması gereken, bu yeniliklerin sayısını artırmak. Yeni bir dil öğrenmeye başlamak, yeni bir kentin sokaklarında kaybolmak, yaşadığınız kentin hiç gitmediğiniz semtlerinde adımlamak, bir müzik enstrümanına merak salmak, çocukluktan kalma bir hobiye ya da spora geri dönmek… Hayatınızın temposuna ve maddi durumunuza bağlı olarak bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Yeter ki niyetiniz olsun.

Konfor alanının dışına çıkmak illaki bir yerden ayrılma ya da tamamen terk etme anlamına gelmemeli. Evet; yaşadığımız ülkeden ayrıldığımızda ve yeni bir kültürü tanımaya kucak açtığımızda konfor alanımızdan ayrılmış oluyoruz ama gittiğimiz yerde geldiğimiz yerdeki hayatın aynısını kurmaya çalıştığımız müddetçe konfor alanımızı pek de bırakmış sayılmayız. Burada vurgulamak istediğim nokta, konfor alanından mümkün mertebe uzaklaşabilmenin esasında bir düşünce yapısı; bir hayat tarzı olduğu.

Albert Einstein, “Öğrenmeyi bıraktığınızda, ölmeye başlarsınız.” der. Sizi hiçbir yere götürmeyen ve yaparken beyninizi kullanmadığınızı farkettiğiniz pek çok alışkanlığın yerine yenisini koymanın, hem düşünce yapınızda hem problem çözme yeteneğinizde hem de hayat kalitenizde hissedilir değişiklikler yaratacağından emin olabilirsiniz. Tüm bu süreçlerden geçmek, zaman zaman zorlayıcı hale geliyor ve beynimizin öğrendiği motiflere geri dönme eğilimine teslim olduğumuz anlar olabiliyor ama kararlı davrandığımız müddetçe; gerçekten de tüm o mücadeleye değiyor.

Alasdair Antony Kenneth White, From Comfort Zone to Performance Management isimli kitabında konfor alanını şöyle tanımlıyor: “Konfor alanı, etrafındaki uyarıcıların kişiye tanıdık geldiği, rahat oldukları ve çevrelerini kontrol altında tutabildikleri, düşük düzeyde kaygı ve stres yaşadıkları psikolojik bir durumdur.”

Benim senaryomda; dünyayı, doğanın detaylarını ve başka hayatları merak ediyor oluşum, büyük bir kırılma noktası yaratmıştı. İlgimi çeken şeylere olan merakım beraberinde onlara ulaşma ve daha yakın olma arzusunu da getirmiş, beni bulunduğum yerden ayrılmaya itmişti. Tüm bu sürecin sonunda gördüm ki tüm bu konfor alanından ayrılma hadisesi, anlık bir duygu durumu veya sadece bir kere verilip uygulanabilecek bir karar değil. Bu, bir yaşayış biçimi. 2010’lu yılların ilk yarısında hayatımı bir şekilde evriltmeye çalıştığım bu biçim, beni Türkiye’den göç ettirdi. Ancak işler bununla sınırlı kalmadı. Başka kültürleri merak ede ede pek çok ülke ve kent kezdim. Paramı bir şeyler satın almaya değil anı biriktirmeye harcadım. Beni yerimde saydırdığını düşündüğüm işlere devam etmedim ve mutsuz olduğum şehirlerde asla ısrar etmeyip defalarca taşındım. Bu tecrübeler zaman zaman para kaybına ve derin mutsuzluklara da sebep oldu ancak doğru bildiğim yoldan şaşacak kadar sarsılmadığım için mücadeleme devam ettim.

Sözün özü; konfor alanını terk etmek, kendini -yeniden- keşfetme serüveni ve yeni karşılaşmalara kucak açmadır. Günün sonunda göreceksiniz ki yaşadığınız şehirde farklı mahalleleri keşfe çıkma gibi basit adımlarla başlattığınız süreç, yaşamı yeniden değerlendirme, dünyayı anlamlandırma ve yeteneklerinizin farkına varmada size yepyeni pencereler açmış olacak.

Konfor alanından ayrılma klişelerini kullanarak size -aslında- yaşadığı hiçbir başarısızlığı anlatmayanların öykülerine eleştirel bir gözle bakmak isterseniz, bu konuyu derinlemesine ele alan Fularsız Entellik: Kariyerinizi Çöpe Atma Rehberi serisini dinleyebilirsiniz.

Konfor Alanı