Yavaş Seyahat ve Anın Keyfini Çıkarabilme Sanatı

Yirmili yaşlarımdayken, bazı yurt içi ve yurt dışı seyahatlerimden yorgun döndüğümü hatırlıyorum. Özellikle de yurt dışı gezilerimde az zamana çok şehir sığdırmaya çalışır, akşam yatağa uzandığımda gün içinde olan biten neredeyse hiçbir şeye dair doğru düzgün birer anı oluşturamamış olmanın verdiği tatminsizlikle uykuya dalardım. Ancak asıl sorun eve döndüğümde başlardı. Hangi yemeği nerede yediğim, beğendiğim bir manzaranın tam olarak nerede olduğu, tanıştığım kişinin uyruğu ve daha bir sürü detay, cebimde karman çorman olmuş kulaklık kabloları gibi zihnimin orta yerinde öylece dururdu. Birkaç seyahatin ardından bu temponun bana göre olmadığının farkına vardım ve yanıma aldıklarımdan gittiğim yerde geçirdiğim gün sayısına kadar her detayı birer birer gözden geçirmeye başladım. Artık seyahat ettiğim yerde daha uzun kalmak istiyor, mümkünse bir iki arkadaş edinerek oranın havasını ciğerlerimin en derin köşelerine kadar solumayı arzuluyordum. Yani bir nevi -kavram hakkında o dönemde henüz hiçbir şey bilmesem de- yavaş seyahat ederek gezi deneyimimi baştan aşağı değiştirmenin yolunu arıyordum.

Kendinizi dünyanın dört bir yanında popüler destinasyonların listesini yaparken buluyorsanız, bir adım geri çekilip seyahat etme arzunuzun ardındaki nedeni düşünmenin zamanı gelmiş olabilir. Seyahatlerinizden ne istiyorsunuz? Her 2-3 günde bir yer değiştirerek ‘görülecek her şeyi’ göreceğiniz hızlı bir tur mu? Yoksa kendinizi yerel biri gibi hissetmek, alışılmışın dışında gezinerek rahat günler geçirmek mi? Seyahatlerinizde karşılaştığınız yerleri, insanları ve kültürleri gerçekten tanıdığınızı hissettiren daha otantik bir deneyim arzuluyorsanız, yavaş seyahat üzerine birazcık kafa yormanın vakti gelmiş demektir.

Yavaş Seyahat Nedir?

Yavaş seyahat, gittiğiniz yerin insanıyla, kültürüyle, sanatıyla, mutfağıyla ve doğasıyla kuracağınız bağa önem veren bir seyahat yaklaşımıdır. Yavaş seyahat kavramı, bir gezinin yerel topluluklar ve çevre için sürdürülebilir olmasının önenimi vurgularken kişiyi anda tutarak bulunduğu yerle duygusal bir bağ kurabilmesinin önünü açar.

Yavaş yemek (slow food) hakkında mutlaka bir şeyler duymuşsunuzdur. Yavaş yemek akımı, hem turistlerin hem de yerel halkın eğitimi yoluyla bölgesel mutfağı, yerel çiftçiliği ve geleneksel pişirme yöntemlerini koruma amacıyla 1986’da -elbette- İtalya’da ortaya çıktı. Bölgesel kaynaklı malzemeler kullanmanın ve yerel ekonomileri canlandırmanın faydalarını anlatarak geleneksel restoranları yeniden ilgi odağı haline getirmeyi başaran yavaş yemek hareketi, artan turizmin insanların yemek yeme şeklini değiştirdiğini, büyük şehirlere daha büyük, zincir tabanlı restoranlar getirdiğini ve aile işletmelerinin kârlarının ellerinden alındığının farkedilmesi üzerine başlamıştı. İşte yavaş seyahat de bu ve benzeri kaygıların daha büyük bir ölçekte ele alınması sonucu doğdu.

Yavaş seyahat, seyahat ederken deneyimlerinizin niceliğinden ziyade niteliğinin daha önemli olduğuna dair bir bakış açısıdır. Yani sadece seyahat etmenin alternatif bir yolu değil, aynı zamanda bir zihniyettir. Yavaş seyahat, gün içinde çok da detaylı planlar yapmadan, sizi bekleyen serüvenlerin sosyal medyada paylaşılan bir gönderiden çok daha fazla şey ifade edeceğini bilerek gezebilmektir. Giremediğiniz bir müze ya da gidemediğiniz bir milli park için üzülüp gezinizin tadını kaçırmak yerine, onları aynı yere bir daha gelebilmek adına güzel birer bahane olarak görebilmektir.

Nasıl Daha Yavaş Gezebilirsiniz?

Avrupa’da gözlemlediğim kadarıyla artık neredeyse hiç kimse klasik gezi noktaları turlarıyla dolu bir programa sahip olmak istemiyor. Aksine, yerel kültürü deneyimlerken ve onların mutfaklarını tadarken kendi hızlarında seyahat etmeyi tercih ediyorlar. Daha yavaş seyahat etmek için materyalist ve tüketime dayalı gezi tipinden vazgeçerek zevkinize yönelikle deneyimler istemeye ve daha anlamlı hatıralar yaratmaya hevesli olmanız gerekiyor. Farkettiyseniz deneyim kelimesini birden çok kez kullandım, zira yavaş seyahat, deneyime dayalı olma haliyle yakından ilintili. Deneyime dayalı seyahat, insanlarla bağlantı kurma, küçük de olsa bir topluluk oluşturma ve yerel kültüre daha yakından bakma gibi farklı şekillerde gerçekleştirilebilir. Bu bilinçli tavırlar kişinin kendi gelişimini ve yenilenmesini etkilemenin yanı sıra ona kendini dünya vatandaşı gibi hissedebilmenin kapılarını da aralar.

Daha yavaş seyahat etme hadisesini biraz daha anlaşılır kılmak adına birkaç tavsiye ile yazıyı noktayalayacağım. Öncelikle, gideceğiniz yere vardığınızda tanıştığınız insanlarla konuşun ve onların yemek yemek, dinlenmek ve öğrenmek için en sevdikleri yerleri öğrenin. Onlar bu şehri (veya doğa yürüyüşünüz esnasında geçtiğiniz kasabayı) sizden daha iyi biliyorlar, bu yüzden onların tavsiyelerini alın ve uygulayın. Bunu yaparken de iletişimi daima ön planda tutun. Yani bir hizmet alırken -eğer öyle bir ortam oluşursa- iki laf etmeye özen gösterin.

Listenizdeki her şeyi görmeye çalışmayın. Öyle her ayrıntısı düşünülmüş bir seyahat planlayarak kendinizi yersiz streslere sokmayın. Bir kez olsun birkaç şeyi şansa bırakın. Her dakikanız planlı olduğunda, sürprizlere ya da tesadüflere yer bırakmazsınız. Gezinizin ilk sabahına uyandığınızda, bulunduğunuz yerin sizin için hazırladıklarına kendinizi bırakın. Olasılıkları çoğaltmak iyidir.

Seyahat ederken ara sıra rahatsızlık hissiyle karşı karşıya kalabilirsiniz. Gördükleriniz, oturduğunuz restoranın masa düzeni, toplu taşımadaki insanlar; illaki size garip gelecek bir şeyler olacaktır. Bu aşamada şikayet etmek yerine seyahatinizi büyümek ve dünyanın başka bir yerindeki insanların nasıl olduğu hakkında daha fazla şey öğrenmek için bir şans olarak kullanın. Her ne yapıyor olursanız olun, endişe veya rahatsızlık nedeniyle kendinizi geri tutmayın.

Anın tadını çıkarın. Çiğnediğiniz lokmanın, içtiğiniz şarabın, elini tuttuğunuz insanın, araladığınız pencerenin, baktığınız manzaranın, çektiğiniz fotoğrafın, attığınız adımların, tanıştığınız yeni birilerinin hayat öykülerinin ve gezinize dahil olan daha pek çok şeyin siz tam olarak onu orada yaşarken tadına varın. Kaydetmeniz gereken anları telefonunuzdaki galeriyle sınırlı tutmayın. Duyularınızın zihninize ulaştırdıklarını da hesaba katın. Yeteri kadar anda kalıp kalamadığınızı ölçmek isterseniz, yaşadıklarınızı bir dostunuza aktarmayı deneyin. Betimlemeleriniz ya da o anlardaki duygularınızdan bahsediş biçiminiz, size mutlaka fikir verecektir.

Son olarak, yavaş seyahatin bazı unsurlarını yaşadığınız yere taşımayı unutmayın. Öten bir kuşu dinlemeyi, batan güneşi izlemeyi, sokakta oyun oynayan çocukları ya da eve dönüş yolunda önünden geçtiğiniz dükkânları başka bir gözle görmeyi deneyin. Sık yürüdüğünüz caddeleri ya da her zaman yemek yediğiniz o güvenilir restoranı ara sıra değiştirin. Unutmayın, bunların hepsi birer deneyim ve zaten halihazırda ‘evinizde’ olduğunuz için önceki deneyimlerinize dönebilme lüksünüz her zaman var. Bunun verdiği güvenle hareket ederseniz, yeni şeyler denemeyi kafanızda o kadar da büyütmemiş olursunuz. Kendinizi kendi şehrinizde bir turist olarak düşünmek, o şehirle aranızdaki duygusal bağı tazelemek ve içinizdeki flanörü veya flanözü keşfetmek için iyi bir fırsat olabilir.